Pazar , 26 Mart 2017

KCK Sözcüsü Serhat Varto İle Özel Röportaj: Türkiye’nin Musul’a müdahalesinin 3 sebebi vardır!

img-20161023-wa0026Ortadoğu’da yaşanan kaos durumu ve pratik savaş bölgedeki bütün halkları etkilerken, bu savaşların merkezinde olan Kürtler yüzyıl önce kaçırdığı fırsatları yüzyıl sonra tekrar kazanmış bulunuyor. Bir yandan Musul-Kerkük hattı, bir yandan da Efrin-Kobane hattında yaşanan savaş bir nevi statü savaşıdır. Varolan bu savaşların tamamının aktörü Kürt güçleridir. Böylesi bir süreçte KCK Sözcüsü Serhat Varto ile konuştuk. Aryen Haber’in sorularını yanıtlayan Serhat Varto, Kürtlerin özgürlük mücadelesini, kazanımlarını ve bu kazanımlara yapılan saldırıları ele aldı.

 

Aryen Haber’in KCK Sözcüsü Serhat Varto ile yaptığı röportajın tamamı şöyle;

Türkiye kısa süre önce Suriye Demokratik Güçleri’nin bir parçası olan Devrimci Güçlerin IŞİD’den temizlemiş olduğu Bab’a doğru Halep’in kuzeyindeki köyleri vurdu. Bunu nasıl ele almak gerekir? Türkiye bunu yaparak dünyaya ne tür bir mesaj vermek istiyor olabilir? Sizlerin bu konu hakkındaki düşünceleriniz ve bildikleriniz nelerdir?

Türkiye tüm Ortadoğu’da Kürtlere herhangi bir statünün verilmemesi konusunda net bir şekilde tavrını ortaya koymuş durumdadır. Zaten başından beri siyasetinin merkezinde Kürtlerin herhangi bir statü elde etmemesi yatıyordu. Bunu daha önce DAİŞ’i dolaylı olarak destekleyerek yaptı. Fakat DAİŞ Kobani’de yenilip kırıldıktan sonra ve en son Minbic operasyonuyla artık Rojava güçlerinin önünde engel olamayacağı anlaşıldıktan sonra, yani DAİŞ eliyle Türkiye, Rojava ve Kuzey Suriye Federasyonunun elini alamayacağını anladıktan sonra Cerablus üzerinden doğrudan müdahale etti.

Şimdi tabi Kuzey Suriye güçleri Türkiye’nin müdahalesine rağmen ilerliyorlar, dolayısıyla Türkiye şu anda Halep’in kuzeyindeki Şehba bölgesine saldırarak bu ilerlemeyi engellemek istiyor. Türkiye ‘DAİŞ’e karşı savaşıyorum’ adı altındA oraya girdi, fakat şu anda Türkiye’nin yaptığı DAİŞ’i aklama operasyonudur; bunun böyle anlaşılması gerekiyor. Türkiye DAİŞ’e karşı savaşmıyor, sadece DAİŞ’e kılık değiştirerek onlara yeni elbiseler verip, yeni şeyler altında tekrar onlar üzerinden Suriye siyasetinde etkili olmaya çalışıyor, ki temel hedefi de Kürtlerin herhangi bir statü elde etmemesidir. aynı şeyi de Musul üzerinden yapmaya çalışıyor.


Malum bir süre önce Erdoğan’ın “Suriye’nin kuzeyine bir şehir kuralım” diye sözleri oldu. Sizce Türkiye neden Kürtlerin bir federasyon sahibi olmasını engellemek istiyor, Suriye’de karşısında Esad ve Suriye güçlerinin haricinde başka bir devlet olsun istemiyor olabilir mi? Bu konu ile alakalı dış güçler neden sessiz kalmakla direniyor ve bu Amerika’nın da mı işine geliyor?

14793760_1858949094391236_1219459205_n
Varto:Asıl Amaç Kürt bölgelerini birbirinden koparmak

Türkiye’nin kullandığı nedenler bahanedir. Esas olarak Erdoğan bir süre ‘güvenli bölge yaratalım, burada şehirler oluşturalım, mültecileri yerleştirelim’ diyordu ve onun da asıl amacı budur: Kürt bölgeleri birbirinden tamamen koparmak. Nasıl ki 1975’te Baas rejimi Araplaştırma projesini geliştirmişse, aslında onun daha gelişmiş bir biçimini Türkiye uygulamak istiyor. Böylece Kuzey Suriye Federasyonu’nun bu coğrafyayı kapsamasını engellemeye çalışıyor. Bu konuda Türkiye Suriye’yle de temas halindedir, İran ile de temas halindedir, orada bir statünün ortaya çıkmasını engellemek için.

Fakat tabi sorunlar da vardır, yani Türkiye’nin Bab’a doğru ilerlemesi, Rakka’ya doğru gitmesi böyle kolay değildir. Çünkü burada diğer güçlerle karşıya karşıya gelme riski vardır. Hem Rusya’yla karşı karşıya kalma, hem Suriye’yle ve İran’la karşı karşıya kalma riskleri vardır. Yani bu güç meselesi konusunda ve Kürtlerin engellenmesi konusunda, Suriye ve İran rejimiyle belirli bir ortaklılığı paylaşıyorlar ama şu garantidir: Türkiye’yi buraya yerleştirdikten sonra Rakka’ya kadar gelinip, sonra Rakka üzerinde Halep’i düşürüp yeniden rejimi düşürmeyi hedeflemeyeceği gibi bir şey yoktur. O yüzden o konuda Türkiye’ye güvenmiyorlar. Dolayısıyla hem belli bir uzlaşma vardır karşıtlığın temelinde ama, genel olarak Suriye ve Ortadoğu siyasetinde Suriye ve Türkiye arasında ciddi bir çelişki söz konusudur.

Amerika her gün çıkıyor ve ‘biz Türkiye ile muhalif güçlerin birlikte operasyonlarını destekliyoruz’ gibi açıklamalar yapıyor. Amerika’nın buradaki hedefi şudur: Türkiye Amerika üzerinden çok baskı yapıyor. Amerika bu baskıyı hafifleterek Türkiye’ye yol açmak istiyor ama, Amerika aynı zamanda Türkiye’yi Suriye’ye sokarak Rusya ve İran’la karşı karşıya getirmek istiyor. Çünkü aynı zamanda eğer kendi politikalarına onay vermezse, Amerika’dan uzaklaşıp Rusya’ya eğilim göstereceği gibi bir mesaj veriyor Türkiye Amerika’ya ve Amerika’da bunun önünü almak için Türkiye’yi Suriye’de Rusya’yla karşı karşıya getirmek istiyor. Yani burada karışık denklemler vardır, herkes farklı hesaplar üzerinden Türkiye’nin Suriye’ye girmesi üzerinden uzlaştı. Amerika, Rusya, İran, ve Suriye rejimleri uzlaştı ve her birinin hesapları farklıydı, her birisi bunu birbirlerine karşı kullanmak istedi. İlk aşamada Türkiye belli bir yere girdi fakat bundan sonrası için biraz sorunlu olacak gibi.

Musul operasyonu gündemi belirleyen ve özellikle Ortadoğu’yu ilgilendiren ana konulardan biri de bu. Daha önce Şengal’de  IŞİD tarafından katliama geçirilen Ezidilerin Musul operasyonunda bir Ortadoğu halkı olarak örgütlü bir şekilde yer almasını nasıl yorumlarsınız? Ezidilerin örgütlenmesi Şengal’da yaşadıklarına yönelik ne gibi bir cevap veriyor?

Ezidilerin pozisyonu önemli, bu süreçte aslında Ezidiler Ortadoğu gerçeğini ortaya koydu. Eğer bir toplum Ortadoğu’da öz savunma, öz yönetimine sahip değilse büyük imhalarla karşı karşıya kalabillir. Ve öyle de oldu. Ezidiler kendi savunma güçleri, kendi öz yönetim güçleri olmadığı için çok kısa bir sürede büyük bir katliamla karşı karşıya kaldılar. Hareketimizin de çok daha büyük bir felaketi önleyen müdahalesi olmasaydı gerçekten sonuçlar çok daha dramatik olabilirdi. Onun için Ezidiler şu anda kendilerini örgütlüyorlar, hem askeri olarak hem öz yönetim anlamında örgütlüyorlar. Şimdi Ezidiler Şengal ile sınırlı değildir, eskiden beri Musul da yaşayan bir toplumdurlar aynı zamanda. Şengal Ezidilerin merkezidir ama eskiden on binlerce Ezidi İŞID’in bölgeye gelmesinden önce Musul’da ikamet etmekdeydiler. Bu bakımdan Ezidilerin Musul operasyonuna katılmaları en doğal haklarıdır, katılmaları gerekiyor çünkü IŞİD’den temizlendikten sonra Ezidiler de Musul da yaşayacaklar. O bakımdan katılmaları gerekiyor. Sadece Ezidiler değil, Musul demografyasını oluşturan bütün toplulukların bu operasyonda aktif olarak donanmaları gerekiyor. O bakımdan zaten bir güçlerini de kurmuşlar, Irak hükümeti ile resmi bağlantıları da söz konusudur. Önümüzdeki günlerde katılımlarını umuyoruz.

Türkiye ve Irak devleti ile Musul operasyona Türkiye’nin katılımı ile ilgili bir kriz yaşandı. Türkiye operasyonda yer almaya ve Musul’a müdahalede bulunmaya halen ısrarcı. Sizce Türkiye Musul operasyonunda yer almaya neden bu kadar kararlı, bunun altındaki planları ve hesapları nelerdir? Suriye’de yeni bir Türk şahlanması ve Türkiye’nin Suriye’yi kontrol altına alıp topraklarını genişletmek istediği olabilir mi, yoksa Kürt karşıtlığı üzerinden midir?

Şimdi Türkiye’nin Musul operasyonunaa yönelik müdahalesi önemlidir ve çok ciddi bir şekilde değerlendirmesi gerekiyor. Türkiye’ nin Musul’a müdahalesinin 3 sebebi vardır. Birincisi kesinlikle Kürt karşıtı zihniyet ve politikalarından kaynaklıdır. Yani Türkiye-AKP hükümeti sadece Kuzeyde Kürtlerin bir şeyler elde etmesine karşı değildir, Rojava’da da karşıdırlar, Güney Kürdistan’da da karşıdırlar, Doğu Kürdistan’da da karşıdırlar. Yani Türkiye’nin bütün politikası ‘Kürtlerin bir şey elde etmesmeidir’. Onun için Rojava’ya giriyorlar, Cerablus’a giriyorlar ki kantonlar birleşmesin, Suriye’nin geleceğinde de Kürtler bir rol almasın.

Musul’a giriyorlar, işte PKK Şengal’de Kerkük’de, Maxmur’da etkilidir ve Musul operasyonuyla birlikte daha da etkili bir hale gelebilir. Bunun önünü almak istiyorlar. Hatta Türkiye birlikte çalıştığı halde KDP’nin bile oraya gelmesini istemiyor. Kürtlerin Musul’a girmesini istemiyor. Kürtlerin hiç bir biçimde Musul’da etkili olmasını istemiyor yani KDP ile ilişkileri, Güney Kürtleri ile ilişkileri, tamamen PKK karşıtlığı üzerine sürülüyor. Yoksa Güney Kürtlüğü’nü de Türkiye kabul etmiyor. Birinci şey budur, Kürt karşıtlığıdır, bunu engellemek için çalışıyor. Onların bir şey kazanmamasını engellemeye çalışıyor.

14801235_1858950171057795_1175257974_n
Varto:Erdoğan yeni Osmanlıca politikasıyla Sunni Arap Dünyasında yeni bir egemenlik kurmak istiyor.

Türkiye’nin girişinin ikinci nedeni ise şimdi yeni Osmanlıcı bir politika vardır, bunu zaten çok açıkça söylüyorlar, bir sefer Musul’a girerken Misak-I Milli den bahsediyor Erdoğan. İşte Ege adalarından bahsederken kesin alınacak adalar kaybedildi diyorlar, orada bir hakikat vardır. Dolayısıyla Halep üzerinden hak iddiaları var Türkiye’nin. Suriye sorunu bizim iç sorunumuz deniliyor, yani bu yeni Osmanlıca politikasıyla Sünni Arap dünyası üzerinden yeni bir egemenlik kurmak istiyor Erdoğan. Bunun da yolu Musul’dan geçiyor, Halep’ten geçiyor. Onun için her iki tarafta da etkili olmak istiyor. Erdoğan İran’ı ve Şiiliği tehdit olarak gösteriyor, İran ve Şiilik tehdidi karşısında kendisini Sünni Arap dünyasının da hamisi olarak sunuyor. Ve böylece Musul’a kadar hatta Kuzey Afrika’ya kadar tüm Sünni Arap dünyası üzerinden bir hegemonya kurmak istiyor. Bu çağdaş bir hegemonya anlayışıdır yani eskisi gibi ilahi askeri bir yönetimle işgal etmesi gerekmiyor. Dolayısıyla Müslüman kardeşler gibi El Nusra gibi örgütler aracılığıyla burada ki rejim değişiklerini gerçekleştirerek kendisine bağlı rejimler oluşturmak istiyor. Zaten Mısır’la olan sorunu bununla bağlantılıdır, bundan kaynaklanıyor. Suriye ile sorun bununla ilgilidir. Irak’la sorun da bununla ilgilidir. Dolayısıyla bir Arap karşıtlığı söz konusudur, bir Arap dünyası üzerinden hegemonya kurma çabası söz konusudur ikinci olarak.

Üçüncü geliş sebebi de şudur: Şimdi biliyorsunuz Türkiye IŞİD’le birlikte son 3-4 yıl içerisinde Ortadoğu politikasını yürüttü. IŞİD çok açık bir şekilde teşhir olup dünya IŞİD’a karşı harekete geçtikten sonra Türkiye yeniden bunu organize etmek istiyor. Dolayısıyla Türkiye’nin şu an da Musul’u kurtarma operasyonuna katılmak istiyor söylemi kesinlikle algıdır, yanıltıcıdır. Türkiye’nin müdahalesi IŞİD’ı  kurtarma operasyonudur, bunu böyle değerlendirmek gerekiyor. Yani şudur Türkiye’nin yaptığı: kara parayı nasıl aklıyorlarsa Türkiye şu an da Musul’a gidip kara IŞİD’ı aklamak istiyor. Cerablus’da bunu yaptı. Yani hiç bir çatışma ile karşılaşmadı. Gittiler orda IŞİD’lilere elbiselerini değiştirdiler. Yeni bir biçimde Suriye siyasetine girdiler. Aynı şeyi Musul’da yapmak istiyor Türkiye. Erdoğan zaten onu söyledi. Dedi ki, biz Musul operasyonuna katılmazsak o zaman sonuçlara da herkes katılmak zorunda kalır. Nedir sonuçları: katılırsa IŞID’i aklayacak ve sorunsuz bir biçimde Musul’da hakim olacak. Katılmazsa Minbic’te olduğu gibi IŞİD’ı Musul’da destekleyecek ve o  zaman ‘Musul’da çıkacak kapsamlı savaşın sorumluğunu da kimse bana yüklemesin’ gibi böyle bir mesaj veriyor, Türkiye’nin üçüncü gelişini de böyle değerlendirmek gerekiyor.

Kuzey Kürdistan kentlerinde Türk devletine karşı geçtiğimiz yıldan itibaren direnen YPS’nin il ve ilçelerde özyönetim ilanları ardından öz savunma gücü olarak harekete geçmesi, gençlik yapılanmasının direnişini ve aynı zamanda kararlılığını da gösterdi. Verdiği kayıplara rağmen bu oluşum yeniden aktif rolünü üstlenebilecek mi?  Ya da farklı bir örgütlenme stili mi benimsenecek?

Bir yıldan fazladır Kuzey Kürdistan ve Türkiye de ciddi bir direniş var. Direnişin siyasi sonuçları, askeri sonuçları oldukça önemlidir. Bunlar çok fazla yansımıyor yani Türkiye devleti-AKP hükümeti çok özel bir savaş politikası yürütüyor ve savaş gerçeğini toplumdan saklıyor. Yani çok toplumdan saklayamayacağı eylemler dışındaki bütün askeri hareketliliği çatışmaları toplumdan saklıyor ve verdiği kayıpları da tamamen sus pus ederek veriyor. Adeta yaşadığı bütün yenilgilerden büyük zafeler üretiyor. Sanki büyük bir zafer kazanmış gibi bir özel savaş yürütüyor.

Mesela şöyle diyorlar, ‘10 tonluk bir kamyon patlatıldı ve buna rağmen 10 tane kaybımız oldu’ yani karşısındakini büyüterek onun büyüklüğünden kendisine daha büyük bir büyüklük üretiyor. Böyle bir psikolojik savaş yürütüyor.Fakat gerçek tersidir, gerçekte çok kapsamlı bir direniş yürütüldü Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de, şu gerçek ortaya çıktı: Ortada Türkiye’den ayrı bir Kürdistan vardır, dünya bunu gözleriyle gördü çünkü Türkiye hükümeti, devleti Kürdistan coğrafyasının şehirlerini kesinlikle bir düşman coğrafyası, bir düşman kenti gibi ayırmadan bombaladı. Hiç bir liderlik kendisinin benim dediği bir ülkeyi böyle bombalayamaz, ancak bir sömürge rejimi bunu yapabilir. Bu çok açık bir biçimde ortaya çıktı ve dünya bunu gördü. İkincisi bir direniş ortaya çıktı sınırlı bir güçle, mesela Amed Sur’da 3 aylık bir direniş oldu 70 kişi çoğu yüzde 80’i o sokakların çocuklarıydı o kentlerin çocuklarıydı, 70 kişilik bir güç 3 ay boyunca devletin tüm teknik imkanlarına karşı büyük bir direniş gösterdiler.

Bu önemli bir sonuçtur yani şu açığa çıktı, gerçek bir hazırlık yapılırsa bu direniş daha çok büyüterek üst boyutlara çıkarılabilir. Bunun yanında askeri sonuçları acısından da ciddi sonuçlar var. Düşmanın hem Amed, Sur’da hem Cizre’de Nusaybin ve Silopi’de, bütün bu kentlerde verdiği kayıplar çok fazladır. Bizim kayıplarımız ortalama 90’lı yıllardaki kayıp bilançosunu aşan bir kayıp bilançosu değildir. Bunlar Halk Savunma Merkezimiz tarafından açıklandı. Fakat 90’lı yılları çok daha fazla aşan bir savaş düzeyi ortaya çıkardığımız çok açıktır.

Kuşkusuz yetersizlikler de vardı bunlar hareketimiz tarafından değerlendirildi, değerlendiriyor ve bunlar temelinde daha derinleştirerek daha yenilersek direnişimiz sürecek. Yani başka bir yol da yoktur çünkü tamamen bir imha politikasıyla karşı karşıyayız. Sadece Kuzey Kürdistan’da değil diğer parçalarda da böyledir. Bizim askeri kapasitemiz kesinlikle eski oranla daha çok artmıştır, bu askeri kapasitemizi daha iyi organize ederek daha iyi sonuçlar alacağımızdan da kuşkumuz yoktur.

 

Röportaj: ARYEN HABER

Okumadan Geçme

Binlerce kişi gazeteci Nûjiyan Erhan ve YBŞ savaşçısı Ferhat Çuva’yı uğurladı

Gazeteci Nûjiyan Erhan (Tuba Akyılmaz) ile DAIŞ'in 23 Mart’taki saldırısı sonucu yaşamını yitiren YBŞ savaşçısı Ferhat Çuva'nın cenaze töreninden kareler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

'