Perşembe , 23 Mart 2017

Çöküş II

“Dış yıkım ise büyük ihtimalle İngilterenin Kayseri sermayesine vereceği hayat öpücüğüyle gelecek. Uzun lafın kısası Erdoğanın artık iler tutar yanı kalmamıştır. Bu saatten sonra onu “Ertuğrul Diriliş “ değil, “Abdulhamid Çökerken” paklar ! Geçmiş Olsun !”

Yukarıdaki alıntı bir önceki yazımın son paragrafından. Alıntıyı yapmamın nedeni ise Reina saldırısından sonra İngiliz basınında dikkat çekici yazıların üst üste gelmesidir. The Indepent’ten Robert Fisk ,Daily Telegraph’tan Mark Almond’un Türkiye analizleri bir anlamda İngiltere’nin bir biçimde harekete geçtiğininde işaret fişekleridir. Bu iki baş makaleyi İngiliz hükümetinin bundan sonra alacağı tavır ve takınacağı politikadan bağımsız düşünmek saflık olur.

Yine bir önceki makalemde Türkiye Cumhuriyeti Devleti tapusunun halen İngilizlerin elinde olduğunu ve İngiltere’nin koşullar her ne olursa olsun, Türkiye’yi Rusya ve benzeri doğulu herhangi bir güce yar etmeyeceğini yazmıştım. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ı dikkatle takip edenler bilir. Önderliğin uluslararası güç dengelerinde Türkiye’yi oturttuğu mecra ne AB ülkeleri, ne de ABD’dir. Türkiye’nin tek sahibinin İngiltere ve onun Türkiyeye verdiği önem ve değerden özellikle bahseder.^İngiltere’nin oluru olmadan herhangi bir gücün Türkiye üzerinde herhangi bir etki veya yaptırımının olanaksızlığını ısrarla belirtir.Buna örnek olarak Irak’a yapılan müdaheleyi ve Saddam’ın tasfiyesini ve bu tasfiyede İngiltere’nin oynadığı rolü ayrıntılarıyla izah eder. Çünkü Türkiye, Irak ve Suriye gibi Ortadoğu’nun neredeyse bel kemiğini oluşturan ülkeler Lozanın paylaşım eserleridir. Ve bu paylaşımların haritası İngiliz siyaset masasında hala durmaktadır.Bu gün o cenahtan gelen her söz, söylem veya analizlerin o masa başında yapıldığındanda her hangi bir kuşkunuz olmasın. Bu kuşkuyu her iki yazar yazdıklarıyla gereğinden fazla dile getirdi. İkisinin de ortak kanı ve düşüncesi Türkiye’nin giderek Pakistanlaştığı ve freni patlamış bir araba gibi uçurumdan baş aşağı gittiğidir.

Daily Telegraph ‘tan Mark Almond’un Türkiyenin kuruluş dönemine atfen “Türkiye’nin içinde bulunduğu durum eşsiz derecede vahim.” derken ,The Indepent’ten Robert Fisk “‘Erdoğan çok açık ki tehlikeli bir yolda yürüyor’la karşılık vermesi manidar değil aklın birliğidir. Ve her iki yazarın üzerinde uzlaştığı tek sorun ise Erdoğan ve Türk iktidarının Kürtlere olan ve dinmeyen nefreti ve bu nefretin doğurduğu akıl tutulmasıdır. Bu tutulmayı Robert Fisk , IŞİD ile mücadele adı altında yola çıkan Erdoğan’ın yönünü Kürtlere çevirerek bir yıl içinde bir çok Kürt ilini harabeye çevirip Kürtlerin yaşam alanlarını yerle bir ederken, aynı zamanda Kürtlerin Rojava ve benzeri kazanımlarına olan tahammülsüzlüğüyle, içinde taşıdığı Kürt nefretine giderek yenik düşme ile karşı karşıya kaldığını çok net bir biçimde izah etmektedir. Erdoğan’ın bu anlamda bilerek ve isteyerek Suriye üzerinden cihatçı çetelerle iş tutması, Suriye ve Kürt coğrafyasında yarattığı yıkımın son dönemlerde atmaya başladığı pragmatik dış politik adımları gölgelediğini ve Erdoğan’ın uluslarası politkada artık güvenilmez bir figür olduğu vurgusunun ise , altı kalın çizgilerle çizilmektedir.

Bu çizgiyi Daily Telegraph’ta Mark Almond ise sonu “maalesef “ ile biten şu sözlerle “Türkiye Avrupa’nın yanı başındaki hasta adama mı dönüşüyor? Suriye’deki radikal cihatçıların Taliban benzeri bir tehdit yarattığı bir Pakistan örneğine mi benzemeye başladı? Maalesef on yıllarca bölgede model ülke olarak gösterilen Türkiye, önünü Pakistan’ın açtığı yoldan yokuş aşağı ilerliyor” tamamlamaktadır. Bilindiği gibi Pakistan yıllar yılı Afganistan’ı cehenneme çeviren Taliban ve Al Qaida gibi yerel ve küresel cihadçı terör organizasiyonlarını canla başla destekleyip sonunda onların hedefine dönüşmesi ile hala dünyanın gündeminde ve güvenilmez istikrasız bir ülke olarak varlığını sürdürmektedir. Türkiye şu anda Pakistanlaşırken, Pakistan’ın batıyı çokça da rahatsız etmeyen bu güvensiz ve istikrasız yapısı Türkiye’nin batıyı rahatsız etmeyeceği ve batının Pakistanlaşmış bir Türkiye’ye tahammül edebileceğini hiç kimse aklının ucundan dahi geçirmesin.

Altmış yıldan bu yana NATO üyesi ve Avrupa Birliğine üye aday bir ülkenin gözleri önünde tehdit mekanizmasına dönüşmesi, elbetteki bu tehdidi bertaraf etmenin yollarını da arayışa sokacaktır. Gerek ABD gerekse AB, bunun siyasi ekonomik ve askeri tüm önlemlerini almakla kendilerini mükellef sayacaklardır. Ancak ne var ki; bu önlemlerin hayata geçirilmesi ve tehdidin bertaraf edilmesi önündeki yine en büyük engel olarak gördükleri Erdoğan ve onun içteki diktasından kurtulmak kolay kolay mümkün görünmemektedir. Çünkü Türkiye içinde Erdoğan karşıtı neredeyse tüm muhalif kesimlerin tasfiye edildiği demokrasi veya demokratik her hangi bir yolla mücadele etmenin neredeyse olanaksız hale geldiğini çok iyi biliyorlar.

Başta Kürt hareketi olmak üzere, geçmişten gelen ve her biri demokratik kitle örgütü vasfı taşıyan ne kadar kurum ve kuruluş varsa tümü bertaraf edilerek etkisiz kılınmış haldedir. Böylesi bir realitede Erdoğan gibi birisinden iç demokratik işleyiş tarzıyla kurtulmak imakansızlaşmıştır. Buna domine edilmiş sözde Müslüman, Erdoğancı şoven ve ırkçı kesimleride eklersek içinden çıkılmaz bir hal almış durumda..

Bu durumu Robert Fisk’in “Öyleyse sırada ne var? Daha fazla katliam mı? Tabi ki. IŞİD’den, Kürtlerden, Marksistlerden… adını siz koyun. Daha fazla darbe girişimi mi? Daha önemli siyasi ve askeri soru bu. Ekim itibariyle 164 general dahil 7000’den fazla Türk askeri tutuklanmış vaziyetteydi. Elbette ki cezalandırma maksatlı değil. Aklı başında her ordu, bu kadar çok askeri kodese tıktığınızda bunun sebebinin onları yargıya (ki onun da birçok mensubu tutuklamalardan nasibini aldı) teslim etmek olmadığını bilir. Hayır, NATO’nun en büyük ordusu içindeki kitlesel tutuklamalar, ordunun – Halife efendinin sonunun cezaevi veya daha beteri olacağı – daha başarılı bir darbe düzenlemesini önlemek için.” bu umutsuzluk vadeden satırlarıyla anlamaya çalışmanın da ne denli güçlüklerle dolu olduğu aşikardır.

Biz Ortadoğulular yaşadığımız coğrafyanın sorunlarını genellikle subjektif ve spekülasyona dayalı bir takım olay ve olgular üzerinden okuruz. Neredeyse saati saatine uymayan böylesi zorlu bir coğrafyada yaşamanın azizliğide olsa gerek ki, bir şeyleri anlamlandırıken ve o şeyleri biçimlendiriken yüreğimize su serpe serpe yaparız. Oysa pozitivist batıda bunun karşılığı kendi gerçekleri ve o gerçeklerin onlara ataması gereken adımların objektif şart ve koşullar içinde atılmasını vaaz eder. Bu anlamda Türkiye özelinde yıkıcı bir tavıra tutunmalarını hiç kimse beklememelidir. Erdoğan ve sultanlığına rağmen Türkiye’yi gözden çıkarmak hiçbir hal ve halükarda onlar için geçerli bir akçe değildir. Bu minvalde düşünülecek tek şey, Erdoğan’ın izolasyonu ve onu yarattığı bu cehennemi cenderede sıkıştırıp işlevsiz hale getirmektir. Burada Mark Armond’un endişesi de aynı minvaldedir. Ve bu satırlarda dile getimektedir: “Belki iktidar partisi içerisinde Erdoğan’ın gücü tekeline almasından rahatsız olanlar vardır. Ancak Erdoğan’a karşı çıkacak cesaretleri ya da yeterli sayıları olduğundan şüpheliyim. Türkiye’nin acıları dinmeyecek gibi duruyor. Ancak ülkenin hassas jeopolitik konumu düşünüldüğünde Türkiye’nin istikrarsızlaşmasının Batı için de istikrarsızlık anlamına geleceği unutulmamalı,” Yani işin Türkçesi Türkiye şu anda batı için “Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” ikilemindedir. Bu ikilemi aşmak ve kilidi kırmak yine Erdoğan’ın girdiği kara sularda sarıldığı yılanlara bağlıdır.

Bu gün onu o saraya taşıyan neredeyse tüm yoldaşlarını tasfiye etmiş , saray ve etfrafındaki dalkavuklar, gladyocular ve islamist çeteler dışında kalan herkesi şeytanlaştıran birisinin sonu da, kurduğu şer ittifakının içinde boğulup gitmesi kadar doğal bir döngü ve dönüşüm olamaz. Erdoğan şu an o dönüşümün ağır sancıları içinde , ne doğuracağını sadece biz değil onu yakından izleyen tüm kesimler merak içinde bekleyecekler ! Ve kanım odur ki ; Bu bekleyiş çok da fazla sürmeyecek !

CEMAL SAİM – ARYEN HABER

Okumadan Geçme

Seyit Evran: Rus askerlerinin Efrîn’e girmesi, İdlip ve Efrîn saldırıları

''Şimdi merak edilen Rusya’nın tepkisinin ne olacağı. Rusya ve Rejime yakın bazı kaynaklardan aldığım bilgilere göre, Rusya’nın tepkisi çok sert olacak''

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

'